Zorla Okutulan Çocuklar, Tükenen Öğretmenler: 12 Yıllık Zorunlu Eğitimin Bedeli
Aynı sınıfta iki farklı dünya: öğrenmek isteyenler ve zorla tutulanlar… Bu çatışma sadece dersleri değil, öğretmenleri de tüketiyor. Peki sorun öğrencilerde mi, yoksa baştan yanlış kurulan sistemde mi? Belki de asıl soru şu: Herkesi aynı yolda yürütmeye çalışmak neye mal oluyor?
Zorla Okutulan Çocuklar, Tükenen Öğretmenler: 12 Yıllık Zorunlu Eğitimin Bedeli
Yazar: Abdulselam Aydın
Ben bir matematik öğretmeniyim. Yıllardır sayılarla, formüllerle ve problemlerle uğraşıyorum. Fakat son yıllarda sınıflarda karşıma çıkan en zor problem matematikle ilgili değil. Ne ikinci dereceden denklemler, ne trigonometri, ne de limit…
Asıl çözülemeyen denklem şu:
Zorla okulda tutulan bir öğrenci ile gerçekten öğrenmek isteyen bir öğrenciyi aynı sınıfta nasıl denkleştireceğiz?
Bir sınıfa girdiğinizde bazen tablo çok nettir. Birkaç öğrenci gözünüzün içine bakar. Not alır. Soru sorar. Bir şey anlamayınca tekrar anlatmanızı ister. Onlar öğrenmek ister.
Ama sınıfın bir köşesinde başka bir gerçek vardır. Sandalyede oturan ama aslında o sınıfta bulunmak istemeyen çocuklar…
Onların da suçu yok. Çünkü çoğu zaman şu cümleyi açıkça söylüyorlar:
“Hocam ben gelmek istemiyorum. Zorla gönderiyorlar.”
Bir öğretmen olarak o cümleyi duyduğunuzda kızamazsınız. Azarlayamazsınız. Çünkü çocuk dürüsttür. Aslında sistemin içine sıkışmış bir gerçeği dile getiriyordur.
Biz öğretmenler artık şunu söylemekten yorulduk:
Biz öğretmenlik yapmak istiyoruz.
Sınıf düzeni sağlamak için nöbet tutmak değil, gerçekten ders anlatmak istiyoruz. Öğrenci kovalamak değil, zihin açmak istiyoruz.
On iki yıl boyunca herkesi aynı sıralara oturtmaya çalışmak, her çocuğu aynı kalıptan çıkarmaya çalışmak eğitim değildir. Bu, iyi niyetli ama hatalı bir zorlamadır.
Çünkü her çocuk aynı yoldan yürümek zorunda değildir.
Bazı çocukların aklı teoride parlamaz ama eli işte parlar. Bazısı denklem çözemez ama motor söker takar. Bazısı geometriyi sevmez ama ahşapla harikalar yaratır.
Biz ise bu çocukları yıllarca sırada oturtarak aslında iki şeyi aynı anda kaybediyoruz:
Hem iyi ustaları, hem de sınıfın huzurunu.
Bugün ülkede birçok sektör çırak bulamıyor. Sanayi ustasızlıktan yakınıyor. Zanaat giderek kayboluyor.
Ama aynı zamanda sınıflar da huzursuz.
Çünkü o çocuklar aslında başka bir yerde parlayacakken, biz onları istemedikleri bir ortamda tutmaya çalışıyoruz.
Bu zorunluluğun sınıf içindeki başka sonuçları da var. Sisteme isyan eden bazı öğrenciler öfkelerini akranlarından çıkarıyor. Akran zorbalığı giderek yaygınlaşıyor. Bazen bu öfke öğretmene, okul idaresine yöneliyor. Ne yazık ki zaman zaman fiziksel saldırılara kadar varan olaylar yaşanıyor. Bazı olayların sonucu ise hepimizin yüreğini yakan şekilde ölümle sonuçlanabiliyor.
Üstelik bu yaşananların ardından toplumda ilk hedef gösterilen de çoğu zaman yine öğretmen oluyor.
Oysa öğretmen ne sistemin kurucusudur ne de bütün sorunların sorumlusudur. Ama her gün sınıfa giren, her sorunun ortasında kalan, her gerilimi ilk hisseden kişi yine öğretmendir.
Bir öğretmen için en zor anlardan biri şudur:
Bir yandan gerçekten öğrenmek isteyen öğrenciyi kaçırmamak için çabalarsınız.
Diğer yandan sınıfta düzeni sağlamak için enerjinizi harcarsınız.
Sonunda ne olur?
İki taraf da eksik kalır.
Öğrenmek isteyen öğrenci yeterince verim alamaz.
Gelmek istemeyen öğrenci ise daha da uzaklaşır.
Ve çoğu zaman bütün sorumluluk yine öğretmenin omzuna yüklenir.
Bugün geldiğimiz noktada öğretmenler yalnızca eğitim vermeye çalışmıyor; aynı zamanda sabır, güvenlik ve psikolojik dayanıklılık sınavı veriyor.
Bu çark yalnız öğrencileri değil, öğretmenleri de her gün biraz daha öğütüyor.
Oysa biz çok basit bir şey istiyoruz.
Okullara gerçekten öğrenmek isteyen öğrenciler gelsin.
Diğer çocuklar ise erken yaşta yeteneklerine göre yönlendirilsin.
İyi bir çırak olmak ayıp değildir.
İyi bir usta olmak başarısızlık değildir.
Tam tersine bir toplumun gerçek gücü, sadece diplomalı insanlarla değil; işini iyi yapan insanlarla ölçülür.
Bir matematik öğretmeni olarak yıllardır şunu gördüm:
Her problem doğru yöntemle çözülür.
Ama yanlış kurulan bir denklem, ne kadar uğraşırsanız uğraşın çözülmez.
Eğitimde de aynı noktadayız.
Belki artık şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir:
Çocukları gerçekten eğitiyor muyuz, yoksa sadece yılları tamamlatıyor muyuz?

56 Yorum
Ecrin Turgut
10.04.2026 20:23:10
bu yazı bence çok doğru bir sorunu anlatıyor çünkü herkes aynı değil bazı öğrenciler ders çalışmayı sevmiyor ama başka işlerde çok iyi olabilir zorla okula gelen öğrenciler hem kendileri sıkılıyor hem de sınıfta düzeni bozabiliyor bu da öğretmenleri çok yoruyor ve gerçekten ders dinlemek isteyen öğrenciler de bundan etkileniyor aslında her öğrenciye aynı yolu zorlamak yerine onların neyi sevdiğine bakmak daha iyi olur bazıları okumak ister bazıları meslek öğrenmek ister bu yüzden eğitim sistemi biraz daha esnek olmalı yoksa hem öğrenciler hem öğretmenler zorlanmaya devam eder
Mahsum açar
08.04.2026 09:16:11
Bu yazı gerçekten çok önemli bir soruna parmak basıyor. Özellikle “aynı sınıfta iki farklı dünya” ifadesi durumu çok net özetlemiş. Her öğrencinin aynı şekilde öğrenmek zorunda olmadığını, farklı yeteneklerin de en az akademik başarı kadar değerli olduğunu çok güzel anlatmışsınız. Zorunlu eğitim sisteminin hem öğrencileri hem de öğretmenleri nasıl yıprattığını bu kadar sade ve etkili bir şekilde ifade etmek gerçekten takdire değer. Bence en dikkat çekici nokta, çözümün de aslında çok net olması: çocukları yeteneklerine göre yönlendirmek. Çünkü herkesin parlayacağı alan farklıdır ve bunu erken fark etmek hem birey hem de toplum için büyük bir kazanç olur. Emeğinize sağlık, düşündüren ve farkındalık yaratan çok değerli bir yazı olmuş.
Enes SERCAN
07.04.2026 20:37:10
Yazdığınız bu yazıyı ve düşündüklerinizi aktardığınız bu makaleye Yorum yazmak epey zor olacak Çünkü böyle kaliteli ve günlük hayatımızı en doğru yansıtan bu yazıyı kelimelere sığdıramayız sizin gibi Kaliteli insanları nusaybinimizde görmek ve yazılarını okumak bize şeref veriyor yazının konusuna Gelecek olursak okullarda gördüğümüz bazı tip insanlar Okulla hiçbir alakası olmayan ve hiçbir şekilde bağdaştıramayacağımız öğrenciler görmek açıkçası bizi korkutan bir durum Çünkü böyle insanlar hem kendilerine zarar veriyor hem de çevrelerine Fayda sağlamıyor ailelerine de yük oluyorlar bir öğrencinin Eğer ki okul dersleriyle ve eğitimle alakalı sorunu varsa ve okula gitmek istemiyorsa şayet gitmemeli ve ailesini,öğretmenlerini Hatta arkadaşlarını bile daha fazla yormamalıdır Çünkü hayat haftanın 5 günü 8 saat derse ve sınıfı geçmek için çalıştığımız ve girdiğimiz yazılılardan ibaret değildir okul dışındaki faaliyetler de insaniyeti etkileyebilecek faktörlerdir bir kişi kendi ilgi alanına göre geleceğini seçmelidir kimse zor durumda kalacağı ve severek yapmayacağı bir işte başarılı olamaz çevresine de fayda sağlayamaz. Bu konu ile ilgili ailelere değinecek olursak Eğer onlar da çocuklarının fikirlerini olmalı ve onların isteğine göre hareket etmelidir hiçbir anne baba evladını zorla eğitime maruz bırakmamalıdır böyle bir durum yaşanması durumunda öğrenci de zorluk çekecektir çevresine de epey bir sıkıntı yaşatacaktır Dolayısıyla ebeveynlerin bu konu ile ilgili görevi çok mühim bir safta yer alıyor değerli hocam bu yazı ile ilgili Benim yorumum bu şekildedir umarım yazdıklarınız insanların geleceğine Işık tutar ve onlara yol gösterir Tekrardan söylüyorum ki sizin gibi milleti için öğrencileri için çalışan bir kişi bulunduğu sürece İnsanlar yanlış yola sapmayacaktır sizin bu Yazdığınız yazılar bizim için çok kıymetli ve değerlidir tekrardan Elinize emeğinize sağlık...
Ali AKDENİZ
07.04.2026 09:09:52
Bu sistemde en hızlı gelişen beceri: zil sesini 3 saniye önceden hissetme yeteneği :)))
Fehmi Demir
07.04.2026 09:05:13
Bizim okulda da Bazı öğrenciler için okul Full HD uyku deneyimi sunan tek kamu kurumu :)))
Mehmet Al
07.04.2026 09:02:27
Hocam ben matematikte x’i bulamadım ama hayatımda ne yapmak istemediğimi erken keşfettim, bu da bir başarı sayılır mı :)))
Saliha Akarsu
07.04.2026 08:59:06
Hocam sınıfta iki grup var: Sizi dinleyenler ve benim gibi hayatımın anlamı nerede kayboldu? diye içsel yolculuk yapanlar :)))
Kemal Kurt
07.04.2026 08:56:12
Hocam ben derse geliyorum ama ruhum sanayide çıraklık yapıyor akşam birleşiyoruz :)))
O. Dal
06.04.2026 22:52:59
Hocam ben o köşede oturan öğrenciyim… Varlığım yokluğuma eşit ama yoklama alınırken Pisagor gibiyim hem varım hem yokum :))) Babam sağ olsun:)))
Barin Kızar
06.04.2026 22:43:33
Aslında çözüm basit hocam İstemeyen öğrenci sanayiye, isteyen sınıfa… ama sistem diyor ki “hepiniz sıraya!” :)))
Yavız Dinç
05.04.2026 09:15:49
Öncelikle içtenlikle ve lafı eğip bükmeden konuya dikkat çektiğiniz için sizlere teşekkür ederim. Aslında bu konu genelin bildiği ama çoğu zaman görmezden gelindiği bir gerçeği izah ediyor. Eğitim bireyde doğru yönde davranış değişikliğini hedefler ve bireyin kendi becerilerini keşfetmesine yardımcı olur. Buradaki rol model ve en ağır yükü omuzlayan öğretmenlerdir. Fakat rayların dışına çıkma imkanı olmayan bir öğretmen ne kadar etkili olabilir. Hocamın bahsettiği “Yanlış kurulan denklem çözülmez.” İfadesi çok haklı bir ifadedir. O halde denklemin hatalarını tespit edip doğru kurmalıyız ki çözüm yada çözümlerimiz olsun. Buda tabiki yetkili iradenin, sahada çalışanın fikir ve tecrübelerini de hesaba katarak ve bağımsız bilimsel temellere dayanan bir sistem değişikliği ile mümkün olabilir. Hangi mesleği yaptığınızın bir önemi yok, önemli olan o mesleği nasıl yaptığınızdır. Bu vesile ile tekrar teşekkür ederim. Yazmaya devam.
Abdulselam Aydın
06.04.2026 22:31:41
Benim için Çok kıymetli bir değerlendirme Yavuz hocam. Aslında yazının ruhunu çok güzel tamamlamışsınız. “Rayların dışına çıkamayan öğretmen ne kadar etkili olabilir?” sorusu, meselenin en can alıcı noktalarından biri. Öğretmen, elindeki imkân ve sınırlar kadar yol alabiliyor; sistem doğru kurulmadığında en iyi niyet bile bir yere kadar yetiyor. “Yanlış kurulan denklem çözülmez” ifadesine yaptığınız vurgu da çok anlamlı. Gerçekten de çözüm aramak için önce problemi doğru kurmak gerekiyor. Bu da ancak sahadaki öğretmenin tecrübesiyle, bilimsel bakışın birleştiği bir anlayışla mümkün olabilir. Son cümleniz ise ayrı bir ders niteliğinde: “Önemli olan hangi meslek değil, o mesleği nasıl yaptığımızdır.” İşte bu bakış açısı olduğu sürece umut her zaman var hocam. Bu değerli katkınız için yürekten teşekkür ederim, iyi ki varsınız
Esma Nur ÖZBEK
04.04.2026 20:58:25
Öncelikle cesaretinizi tebrik ediyorum Hocam. Bu sisteme baş kaldırmaya cesaret edebilen değerli öğretmenlerdensiniz. Eğitim sistemimiz hepimize aynı eğitimi veriyor ancak hiçbirimiz aynı değiliz. Birimiz topa meraklıdır diğerimiz kitaplara. Birimiz bilgisayarlara meraklıdır diğerimiz piyanoya. Hepimiz birbirimizden bu kadar farklı iken aynı eğitimi alıyoruz. Bu durum birçok öğrencinin okuldan nefret etmesine neden oluyor. Okuldan nefret eden öğrencilerden başarılı olmasını bekleyemeyiz. Bu yüzden zorunlu eğitimin en fazla ortaokula kadar sürmesi gerektir. Ortaokuldan sonra tüm öğrencilerin ilgi duyduğu alana yönlendirilmesi lazım ki gercekten işini seven, başarılı insanlara sahip olalım. Ülkemize gercekten fayda verecek bir yazı olmuş, ellerinize sağlık Hocam.
Abdulselam Aydın
06.04.2026 22:35:20
Çok teşekkür ederim Yorumunuzda çok önemli bir gerçeğe temas etmişsiniz. Gerçekten de herkesin ilgi alanı, yeteneği ve öğrenme biçimi bu kadar farklıyken tek tip bir eğitim anlayışıyla ilerlemek birçok öğrenciyi sistemin dışına itiyor. Okulu sevmeyen bir çocuktan başarı beklemek de haliyle zorlaşıyor. Özellikle ortaokuldan sonra yönlendirme meselesi, belki de eğitimin en kritik kırılma noktalarından biri. Çocuk kendi ilgisini keşfedip o alanda ilerlediğinde hem mutlu oluyor hem de daha üretken bir birey haline geliyor. Bu bakış açınızı bu kadar net ve cesur şekilde ifade etmeniz çok kıymetli. Desteğiniz ve katkınız için gönülden teşekkür ederim
Bilal köse
04.04.2026 19:33:20
Zor ile yenen aş, ya karın ağrıtır ya baş. Atalarımız boşuna dememişler. Herkes okuyacak değil. Her birinde zeki çalışkan ve dürüst bireylere ihtiyacımız var
Abdulselam Aydın
06.04.2026 22:37:01
Gerçekten de zorla yapılan hiçbir şey insana fayda sağlamıyor. Eğitim de aynı şekilde; istek ve ilgi olmadan sadece bir yük haline geliyor. Sizin de dediğiniz gibi, mesele herkesin okuması değil; herkesin kendi alanında iyi, dürüst ve faydalı bir birey olması. Toplum da ancak böyle dengeli ve sağlıklı şekilde güçlenir. Çok yerinde bir tespit, teşekkür ederim
Ömer HASSO
04.04.2026 16:38:15
Öncelikle bu değerli yazınız için size teşekkür ediyorum hocam. Bence eğitim isteyene verilmelidir. Öğrencilerin yetenek ve kabiliyetleri farklıdır. Bakarsınız biri çok iyi düşünür , matematik profesörü olur. Bir başkasının ayak bilekleri çok iyidir, topla dans eder. Bir başkası kalem ile şaheser çizerken bir başkası bir yazı ile kalplere dokunur. Lakin bu böyle algılanmıyor maalesef. Toplumda "her okuyan iyi bir yere gelir." anlayışı mevcuttur. Kimse öğrencinin fikrini sormuyor. Eline bir kalem bir defter ile gönderilen öğrenci,isteksizce okula gelerek sıra başlarında gününün yarısını hatta daha fazlasını boş geçiriyor. Hal böyle olunca derslerde başarısız oluyor ve aile içinde azar işitiyor. Nitekim bu da çocuğun psikolojisini olumsuz yönde etkiliyor. Başka ailelerin evlatları ile kıyas edilen çocuklar, öğrencinin gururunu zedeliyor. Halbuki ailelere düşen çocuğunun ilgi ve alakalarına, yetenek ve kabiliyetlerine göre onları yönlendirmeleridir. Çünkü öğrenmek istemeyen bir öğrenciye zorla diploma aldırıp memur yapmak,ona işkence niteliğindedir. İlerde istemediği bir meslekte çalışmak öğrencinin mutsuz bir hayat sürmesine vesile olacaktır.
Abdulselam Aydın
04.04.2026 19:30:31
Çok teşekkür ederim Dr.Ömer Yorumunuz o kadar içten ve gerçek ki, aslında birçok öğrencinin sessizce yaşadığı durumu çok güzel ifade etmişsiniz. Her çocuğun farklı bir yönü, farklı bir parlayacağı alan var; ama biz çoğu zaman hepsini tek bir yoldan yürütmeye çalışıyoruz. Bu da hem başarısızlık hem de mutsuzluk olarak geri dönüyor. Özellikle ailelerin kıyaslama yapması ve “tek doğru yol” dayatması, çocukların iç dünyasında derin izler bırakıyor. Oysa sizin de dediğiniz gibi, önemli olan çocuğun ne istediğini görmek ve onu o yönde desteklemek. Aksi halde kazanılan bir diploma, hayat boyu taşınan bir yük haline gelebiliyor.
Mehmet Nuri cengiz çevik
04.04.2026 16:35:35
Değerli hocam;Gerçekten güzel bir konu olmuş teşekkür ediyorum.Malesef biz ailelerinde çok suçu var bu konuda şöyle çocuğumuz doktor,avukat,mühendis vs vs olsun diye diye çocukları zorluyoruz ve baskı oluşturuyoruz Buda otomatikmen çocukların üzerinde bir yük oluşturuyor…!Ayrıca özellikle bizim bölgede meslek liselerine devlet ve halkta çok önemsemiyor.Hocam yanlız şuda bir gerçek bazı öğretmenlerimizde belki ‘de müfredat gereği çocuklara çok yazılı ödev veriyorlar zaten çocuk okulda dersini alıyor eve on sayfa yazı yazmak zorunda kalıyor Buda çocuklar için zor oluyor (Heleki böyle teknoloji çağında)yani bununda gözönünde bulundurmak lazım.Ayrıca Eğitim camiyasıda her bölgeye göre aileleri bilgilendirmesi lazım çocukların yetenek ve bilgileri çerçevesinde yönlendirme acısından.Bu arada söylemeden geçemeyeceğim öğretmenlerimizin refah seviyesini yükseltmek lazım.Son yıllardaki ekonomik durum hem aile hem çocuklar acısından çok kötü durumda Buda çocukların gelişimini çok olumsuz etkilemektedir yeterince beslenemediği için.Selam ve saygılarımla…
Abdulselam Aydın
04.04.2026 19:27:06
Çok değerli ve kapsamlı bir katkı Güzel İnsan Evet hem ailelerin beklentileri hem de sistemin dayattığı uygulamalar çocuklar üzerinde ciddi bir baskı oluşturuyor. Sizin de vurguladığınız gibi, meslek liseleri ve çocukların yeteneklerine göre yönlendirme hâlâ gerektiği kadar önemsenmiyor. Ödev yükleri ve teknolojinin getirdiği yeni dinamikler de ayrı bir boyut oluşturuyor; çocuklar artık sadece bilgiyi almakla kalmıyor, aynı zamanda farklı araçlarla öğreniyorlar ve bu sürecin dengeli yönetilmesi gerekiyor. Ayrıca ekonomik koşulların hem öğrencilerin hem de öğretmenlerin motivasyonunu etkilediğini görmek çok doğru. Öğretmenlerin refah ve yaşam standardının yükseltilmesi, eğitimin kalitesine doğrudan yansıyor. Bu yüzden çözüm hem sistemde hem ailede hem de öğretmen desteklerinde olmalı. Katkılarınız ve değerli bakış açınız için çok teşekkür ederim.
Mahmut Öğ
04.04.2026 15:23:06
Bu anlamlı yazınız için sizi içtenlikle tebrik ederim. Sahadan gelen bir öğretmenin gözlemlerini bu denli açık, yalın ve çarpıcı bir şekilde ifade etmeniz son derece kıymetlidir. Özellikle “aynı sınıfta iki farklı dünya” vurgunuz, eğitim sisteminde uzun süredir hissedilen fakat çoğu zaman dile getirilemeyen temel bir çelişkiyi güçlü bir biçimde ortaya koymaktadır. Zorunlu eğitimin iyi niyetli bir politika olmasına rağmen her öğrencinin ilgi, yetenek ve öğrenme motivasyonunun farklı olduğu gerçeğini göz ardı etmesinin doğurduğu sonuçları çok yerinde tespit etmişsiniz. Yazınız, yalnızca öğrencilerin değil, aynı zamanda öğretmenlerin yaşadığı tükenmişliği de görünür kılarak önemli bir farkındalık oluşturmaktadır. Eğitime dair bu tür sahici, eleştirel ve çözüm arayışını besleyen metinlerin çoğalması gerektiğine inanıyor; kaleminize ve emeğinize saygılarımı sunuyorum.
Abdulselam Aydın
04.04.2026 15:40:36
Çok teşekkür ederim değerli hocam Yorumunuz, yazının sahadaki gerçekliği ve öğretmenlerin yaşadığı zorlukları ne kadar doğru yansıttığını bir kez daha gösteriyor. “Aynı sınıfta iki farklı dünya” tespiti, eğitim sisteminin ne kadar karmaşık ve hassas bir mesele olduğunu gözler önüne seriyor. Bu farkındalığın paylaşılması, belki de hem öğrencilerin hem de öğretmenlerin daha sağlıklı bir eğitim ortamına kavuşması için ilk adım. Desteğiniz ve değerli bakış açınız için içtenlikle teşekkür ederim
Selman AKDENİZ
04.04.2026 15:17:34
Değerli hocam öncelikle iyi bir yazar olduğunuz gibi iyi bir öğretmen ve ve gözlemci olduğunuzu belirtmek isterim. Şu an çalıştığım eğitim kurumunda yazınızdaki durumları yaşıyoruz. Okula eğitim öğretim amacıyla gelmeyen öğrenciler bu sefer eğitim öğretimi de engelliyorlar. Sınıfta , koridorda,bahçede ve bulundukları her ortamda eğitim öğretimi sekteye uğratıyorlar. Diğer taraftan iş alanında özellikle sanayii ve zanaatkar kesiminin ara eleman bulmakta sıkıntıları var. Eğitim öğretim kurumlarının her anlamda ama özellikle de müfredatta ve branşlaşmada iyi ve ayrıntılı bir güncellemeye ihtiyaç bulunmaktadır. Emeklerine, kalemine ve yüreğine sağlık değerli hocam.
Abdulselam Aydın
04.04.2026 15:42:35
Çok değerli hocam, Kıymetli Başkanım, Öncelikle böylesine kapsamlı ve sahadan gelen bir bakış açısı paylaştığınız için teşekkür ederim. Sizin de vurguladığınız gibi, sınıfta ve okulda yaşanan durumlar sadece öğrencilerin değil, öğretmenlerin de enerjisini tüketiyor ve eğitimin özünü gölgeliyor. Aynı zamanda, sanayi ve zanaat kesiminde ara eleman eksikliği gibi ülke çapındaki sorunlarla doğrudan bağlantılı olduğunu görmek, eğitimin sadece okul sınırlarıyla sınırlı olmadığını gösteriyor. Yazının amacı da tam olarak buydu: sorunları gözler önüne serip, çözüm yollarına dikkat çekmek. Sizin gibi hem eğitimci hem de gözlemci değerli meslektaşların yorumları, bu farkındalığı güçlendiriyor. Kaleminize, emeğinize ve yüreğinize sağlık hocam
Lütfi Akın
04.04.2026 14:42:13
Çok güzel tespitler değerli hocam. Zorla okula gönderilen öğrencilerinde bir zanaat edinme gibi dertlerinin olmadığı da bir gerçek maalesef.
Abdulselam Aydın
04.04.2026 15:43:38
Çok teşekkür ederim değerli hocam Gerçekten de tam olarak söylediğiniz gibi; zorla okula gönderilen birçok öğrenci, kendi ilgi ve yeteneklerini keşfetme şansı bulamıyor. Oysa erken yönlendirme ve mesleki becerilere odaklanma, hem öğrenciyi motive eder hem de ülkenin ihtiyaç duyduğu nitelikli iş gücünü oluşturur. Bu farkındalığı paylaştığınız için ayrıca teşekkürler
Selman GÖKÇE
04.04.2026 14:36:33
Bana göre çağımızın en büyük sancılarından biri; 12 yıllık zorunlu eğitim sistemi… Özellikle lise döneminde, öğrenciyi günde 8-9 saat boyunca derslere mahkûm etmek; onu anlamadan, dinlemeden, sadece okulda tutmaya çalışmak… Bu durum hem öğrenciler hem de öğretmenler için ağır bir imtihana dönüşüyor. Çok kıymetli tespitlerde bulunmuşsunuz değerli hocam. Yüreğinize, emeğinize sağlık.
Abdulselam Aydın
04.04.2026 15:44:39
Çok teşekkür ederim Selman hocam. Gerçekten de sorun sadece ders saatiyle değil; öğrenciyi anlamadan ve ilgisini hesaba katmadan yapılan bu zorlamalar, hem onların hem de öğretmenlerin motivasyonunu ciddi şekilde zorluyor. Umarım daha esnek ve yetenek odaklı yaklaşımlar yaygınlaşır, sınıflar hem öğrenen hem de mutlu öğrencilerle dolar.
Kadri AYDIN
04.04.2026 13:12:06
Bu satırlar sadece bir öğretmenin değil, aslında bir sistemin içinden gelen sessiz çığlığı gibi. En çarpıcı olan şey şu: Sorun ne öğrencide tek başına, ne öğretmende… sorun, ikisini de aynı kalıba zorlayan yapının kendisinde. Öğrenmek isteyenle istemeyeni aynı denklemde tutmaya çalıştığımız sürece, çözüm her zaman eksik kalacak. Çünkü eğitim, herkesi aynı yere götürmek değil; herkesi kendi potansiyeline ulaştırmaktır. Belki de artık “herkes okusun” yerine “herkes doğru yolu bulsun” demenin zamanı gelmiştir. Çok gerçek, çok gerekli bir sorgulama. ????
Abdulselam Aydın
04.04.2026 13:16:17
Değerli hocam Çok güzel ve yerinde bir yorum Kesinlikle dediğiniz gibi; mesele öğrencide ya da öğretmende değil, sistemi herkesi aynı kalıba zorlayan yapıda. Eğitim, bireyleri kendi potansiyellerine ulaştıracak şekilde tasarlanmalı. “Herkes okusun” yerine “herkes kendi yolunu bulsun” anlayışı, hem öğrenciler hem de toplum için çok daha verimli ve sürdürülebilir bir yaklaşım olur. Yorumunuz, yazının ruhunu çok güzel özetliyor
yavuz sidal
04.04.2026 13:08:36
Sayın hocam eğitim sistemimizin en büyük çıkmazlarından birini yine çok güzel bir üslupla aktarmışsınız. Yazdıklarınıza sonuna kadar katılıyorum. Bazen de kendime soruyorum "biz bu çocukları nerede kaybettik?" diye. Eğitim sistemi zorunlu olmasa bu problem tek başına çözülebilir mi? Yine aile zoru ile okula gönderilen çocuklar illaki olacaktır ama şiddet eğilimlerinde de ciddi azalmalar olacağını düşünüyorum. Diğer yandan teknolojinin eğitim uygulamalarına doğru yansıtılamadığını düşünüyorum. Gelişen teknolojiye öğretmenler olarak bizlerde yeterince iyi adapte olamadık. Sistemde öğretmen gelişimini dönemlik monoton seminerlere indirgeyince çoğu öğretmen eski usül devam ediyor. Fakat artık verdiğiniz her ödevin cevabını yazabilecek bir teknoloji ile öğrencinin neyi ne kadar kendisinin yaptığını sorgulayamayacağımız yerdeyiz. Değişmesi gereken çok şeyler var gibi ve temel de cevaplardan ziyade sorular sormayı araştırmayı önceleyecek nesiller yetiştirebilmek dileğiyle.
Abdulselam Aydın
04.04.2026 13:14:48
Eyvallah Yavuz Hocam, Çok değerli ve kapsamlı bir tespit Yorumunuz, yazının amacına ve sahadaki gerçeklere tamamen uyuyor. Gerçekten de zorunlu eğitim olmadan, hevesi olmayan öğrencilerin okulla buluşması zorlayıcı bir sorun olurdu; ama aile baskısı ve ilgisizliğin etkisi azalabilir. Teknolojinin doğru kullanımı ve öğretmen gelişiminin sürekli ve uygulanabilir hâle getirilmesi, artık kaçınılmaz bir ihtiyaç. Sorulardan ve araştırmadan öğrenmeyi önceleyen bir yaklaşım, öğrenciyi sadece bilgiyle değil, düşünme ve problem çözme yeteneğiyle donatır. Yorumunuz için teşekkür ederim, bu bakış açısı umut verici ve yol gösterici
Veysi Yarış
04.04.2026 12:28:41
Yazınız, sahadan gelen gerçek bir öğretmenin gözlemlerini çok net ve etkileyici bir şekilde yansıtıyor. Özellikle “aynı sınıfta iki farklı dünya” vurgusu, eğitim sistemindeki temel çelişkiyi sade ama güçlü bir dille ortaya koymuş. Zorunlu eğitimin iyi niyetli bir yaklaşım olmasına rağmen her çocuğun farklı yeteneklere sahip olduğu gerçeğini göz ardı etmesinin doğurduğu sorunları çok yerinde tespit etmişsiniz. Hem öğrenmek isteyen öğrencilerin verim kaybı yaşaması hem de istemeden okulda bulunan çocukların sistemden daha da uzaklaşması konusu oldukça çarpıcı. Ayrıca öğretmenlerin sadece ders anlatmakla değil, aynı zamanda disiplin, sabır ve güvenlik gibi birçok yükü omuzlamak zorunda kalmasını vurgulamanız yazıya ayrı bir derinlik katmış. Bu yönüyle metin, sadece bir eleştiri değil; aynı zamanda sahici bir durum tespiti niteliğinde. Mesleki eğitimin ve erken yönlendirmenin önemine dikkat çekmeniz de çözüm odaklı bir bakış sunduğunuzu gösteriyor. “İyi bir usta olmak başarısızlık değildir” ifadesi ise hem toplumsal algıyı sorgulayan hem de değerli bir mesaj veren güçlü bir cümle olmuş. Genel olarak yazınız; samimi, düşündürücü ve toplumsal bir soruna dikkat çeken güçlü bir metin. Eğitim üzerine kafa yoran herkesin kendinden bir parça bulabileceği nitelikte.
Abdulselam Aydın
04.04.2026 12:53:55
Sizin gibi Emektar ve Saygıdeğer bir Müfettiş ten böylesi güzel bir geri dönüt almak inanın beni çok mutlu etti. Saygılarımı Sunuyorum. Yorumunuz, yazının amacına ulaştığını ve sahadaki gerçekleri etkili bir şekilde yansıttığını gösteriyor. Özellikle “aynı sınıfta iki farklı dünya” vurgusunu anlamanız ve mesleki eğitim ile erken yönlendirmeye dikkat çekilmesini takdir etmeniz çok kıymetli. Gerçekten de mesele, sadece eleştiri yapmak değil; çözüm odaklı farkındalık yaratmak ve toplumun eğitim anlayışını sorgulatmak.
Hayrettin Hoca
04.04.2026 12:13:53
Kalemine sağlık üstad. Her cümlesine her kelimesine katılıyorum. Bu kanyan yaraya parmak bastığınız için sizi tebrik ediyorum????????????????
Abdulselam Aydın
04.04.2026 12:56:07
Çok teşekkür ederim Değerli hocam Sizin gibi Duayen bir matematik öğretmenin desteği bizlere cesaret verdi. Amacım tam olarak buydu: yıllardır gözlemlediğimiz ama dile getirmekte zorlandığımız bu konulara ışık tutmak. Yorumunuz, yazının etkisinin ve farkındalık yaratma gücünün değerini gösteriyor, çok kıymetli.
Selma Acat
04.04.2026 12:12:00
Hocam sizi canı gönülden tebrik ediyorum çok önemli bir konuyu ele almışsınız mükemmel bir yazı olmuş yüreğinize sağlık ????
Abdulselam Aydın
04.04.2026 12:57:58
Sağolun, Amacım, eğitimde sıkça göz ardı edilen bu gerçekleri samimi ve anlaşılır bir şekilde dile getirebilmekti. Yorumunuz, yazının etkisinin karşı tarafa geçtiğini ve önemli bir farkındalık yarattığını gösteriyor; çok değerli.
Kalem Hoca
04.04.2026 12:09:50
merhaba hocam, Yazınızı büyük bir dikkatle okudum. Önceki yazılarınızda olduğu gibi yine eğitimde kanayan yaralara cesurca dokunmuş, sadece eleştirmekle kalmayıp çözüm yolları da sunmuşsunuz. Bu yaklaşım gerçekten çok kıymetli. Sahada aktif görev yapan bir öğretmen olarak ifade ettiğiniz her tespitin karşılığını birebir yaşıyoruz. Umuyorum ki bu tür yazılar, karar vericilerin de dikkatini çeker ve artık sorunları ertelemek yerine çözüm üretme noktasında somut adımlar atılır. Kaleminize, emeğinize ve bakış açınıza sağlık. Bir matematik öğretmeni olarak her satırın altına gönül rahatlığıyla imzamı atıyorum. ????
Abdulselam Aydın
04.04.2026 13:00:05
Çok teşekkür ederim İbrahim Hocam, Yorumunuz, yazının amacına ulaştığını ve sahadaki gerçekleri etkili bir şekilde yansıttığını gösteriyor. Gerçekten de mesele sadece eleştirmek değil; çözüm odaklı farkındalık yaratmak ve eğitimde somut değişimlere ilham vermek. Sizin gibi sahadaki öğretmenlerden gelen bu tür destekler, yazının değerini ve gücünü daha da artırıyor.
Mehmet Cemal Aytekin
04.04.2026 12:00:20
Doğru ve samimi tespitler,doğru yerlerde değer görmesi ümidiyle
Abdulselam Aydın
04.04.2026 13:01:13
Çok teşekkür ederim Cemal Hocam Evet, doğru tespitlerin doğru yerde ve zamanda değer görmesi en büyük temennimiz. Umarım bu farkındalık, hem eğitim politikalarına hem de sahadaki uygulamalara yansır.
Recep Tohumat
04.04.2026 11:54:33
Her bir kelimenin noktanın altına imzamı atiyorum agzina yüreğine kalemine sağlık değerli hocam
Abdulselam Aydın
04.04.2026 13:02:42
Çok teşekkür ederim Hocam Yorumunuz, yazının samimiyet ve etkisinin karşı tarafa geçtiğini gösteriyor. Böyle destekleyici geri bildirimler, hem motivasyon veriyor hem de bu konuların önemini daha geniş kitlelere taşımamıza yardımcı oluyor.
Ahmet Göztok
04.04.2026 11:15:26
Kıymetli hocam meslektaşım öncelikle eğitimdeki bu yanlışı dile getirdiğin için tebrik ve teşekkürlerimi sunuyorum okadar haklısınki hani şöyle bir gerçek var hiç mesedesle hacı murat yarıştırılırmı malesef eğitimde yıllardır hep bu noktadayız hiç değişmedi inşallah çok geç olmadan MEB buna bir çözüm bulur .Gelişmiş ülkelere baktığımızda ara elamana çok önem veriliyor eğitimde öncelikle öğrencilerin yetenekleri baz alınıp ona göre eğitim veriliyor bizde zorla 12 yıl öğrencilerin sınavla alınanları hariç tamamı başarılı başarısız hepsi bir arada egıtime mecbur bırakılıyor oysa kıymetli hocam dediğin gibi bu ülkenin boyacıya kaportacıya tesisatcıya saymakla bitiremediğimiz bir çok meslek grubuna ihtiyaç vardır kısaca okumak istemeyenleri sanayilere veya başarılı oldukları alanlarla ilgili mesleki eğitimlere çıraklık eğitim meslek liseleri gibi okullara yönlendirerek hem ülkemizin kalkınmasına hem velinin en önemlisi öğretmenin mesleğini zevkle icra etmesini sağlar temennim MEB in tez zamanda bu sorunu çözmesi kıymetli hocam böylesine önem arzeden konuyu kaleme aldığın için tekrar teşekkür ederim ağzına yüreğine emeğine sağlık
Abdulselam Aydın
04.04.2026 13:04:37
Çok teşekkür ederim, değerli meslektaşım Sözleriniz, yazının tam olarak amacına ulaştığını gösteriyor. Gerçekten de mesele, öğrenciyi tek bir kalıba sokmak değil; her çocuğun yetenek ve ilgisine göre yönlendirilmesi. Mesleki eğitim ve çıraklık gibi yollar, sadece öğrenciyi değil, öğretmeni ve ülkeyi de kazanır. Umarım bu farkındalık yetkililere de ulaşır ve eğitimde hem öğrencilerin hem öğretmenlerin hem de toplumun kazandığı bir sistem mümkün olur. Emeğiniz ve desteğiniz için ayrıca teşekkür ederim, böyle paylaşımlar hepimize güç veriyor
NAZIM AKDENİZ
04.04.2026 11:04:46
Bütün öğretmenlerimiz birer bir pırlantadır öğrencilerin okumması öğretmenlerle hiçbir ilgisi alakası yoktur okulun bir köşesinde oturup da hiç öğretmenini görmezden gelip ve öğretmenini dinlemeyen genellikle aileden kaynaklı olan bir şeydir çünkü ailesi çocuğa bütün imkanları sağladığı için ve çocuk ne zaman ne almak istediğinde ailesi karşı çıkmadığı için ve günümüzce teknoloji ilerlediği için her çocuğun elinde birer telefon olduğu için eskiden yıl boyunca bir ayakkabıyla okula gittiğimi hatırlıyorum senemi iki pantolonla bitirdigimi biliyorum beden derslerinde eşofman alabilmek için ailemin her dediğini harfi harfini yerine getiriyordum sırf alabilmesi için ama bu devirde çocuğa elbise beğendirmek ayakkabı beğendirmek bile çok zor olmuş sen bile alamıyor oluyorsun kendisi alması lazım bütün problem aileden kaynaklanıyor her öğretmen öğrencisinin birer avukat birer mühendis birer doktor birer birim adama olmasını istiyor öğretmenler hiçbir ilgisi yok bütün suç aileler dedir bütün imkanları sağladığı için
Abdulselam Aydın
04.04.2026 13:06:43
Nazım Ustam, yüregine sağlık. Gerçekten çok doğru ve önemli bir tespit Yorumunuz, günümüz eğitimindeki temel bir soruna ışık tutuyor: Öğrencinin okula ilgisizliği ve disiplinsiz davranışları çoğu zaman öğretmenlerden değil, aileden kaynaklanıyor. Eskiden imkânların sınırlı olması, çocukların sorumluluk ve disiplin duygusunu geliştirmesine yardımcı olurken, günümüzde her türlü kolaylık ve teknolojik imkân, bazen öğrencilerin kendi çabalarını ve saygı duygusunu azaltabiliyor. Öğretmenler ne kadar çabalarsa çabalasın, aile desteği ve yönlendirmesi olmadan bazı sorunları çözmek neredeyse imkânsız. Bu açıdan yazının da vurguladığı gibi, eğitim sadece okulda değil, aile ve toplumla birlikte şekilleniyor.
Nurettin Yiğit
04.04.2026 11:03:26
Mesele şu ki 14-18 yaş arası bir gencin hiçbir yapısal (okul, mesleki iş veya kurs) çerçeveye resmi olarak dahil olmaması, sosyal izolasyona ve motivasyon kaybına yol açabileceği düşünülüyor. Yoksa bugün lise düzeyinde 3+1 veya 2+2 formülleri de tartışma masasındadır. Ancak toplumumuzda 12 yıllık eğitimin ilk 4 yılından itibaren akademik eğitime karşı isteksizliğin ortaya çıktığı gözlemlenmektedir. Bu noktada belki de "çocuk ve genç işi" kavramının irdelenmesi ve geçmişten bugüne hayatın doğal akışı içerisinde çocuklara uygun kendine yer edinebilmiş mesela aile işletmesinde destek çalışması gibi işlerin tekrar kabul görmesi olasıdır. Aksi halde modernitenin bizlere dayattığı "ya okul ya da başıboşluk vardır" öğretisine alternatif getirmek mümkün değildir.
Abdulselam Aydın
04.04.2026 13:08:03
Eyvallah Nurettin hocam Çok doğru tespitler Gerçekten de amaç, gençleri tamamen serbest bırakmak değil; onların yapılandırılmış ama esnek bir çerçevede yeteneklerini keşfetmelerine olanak tanımak. 3+1 veya 2+2 gibi modeller, çocukların hem akademik hem de pratik yönlerini geliştirebileceği bir denge sunabilir. “Çocuk ve genç işi” kavramının yeniden gündeme gelmesi, aile işletmeleri veya mesleki destekle entegrasyon, modern sistemin dayattığı “ya okul ya boşluk” ikilemine anlamlı bir alternatif yaratabilir.
Abdulkahhar Tekin
04.04.2026 11:00:12
Zorunlu eğitimi sadece 8 yılla sınırlandırıp liseyi becerilerini doğrultusunda yönlendirip teşvik edilmesi gerekmektedir. Aksi takdirde hocanın dediği gibi gelecekte bir çok iş kolunda usta bulamayız. Tebrikler hoca, çok önemli bir konuya değinmişsin.
Abdulselam Aydın
04.04.2026 13:09:23
Teşekkür ederim Tam da dediğiniz gibi; eğitim sadece süreyle değil, çocuğun yetenek ve ilgisi doğrultusunda yönlendirilerek anlam kazanmalı. Böyle olursa hem öğrenciler yeteneklerini keşfeder hem de ülke ihtiyaç duyduğu ustaları yetiştirebilir. Yorumunuz için ayrıca teşekkürler, desteğiniz çok kıymetli
FesihDEMİR
04.04.2026 10:52:15
Değerli hocam bir eğitimci olarak tespitleriniz doğru ve yerinde .12 yıllık zorunlu ve kesintisiz eğitim herkesi hemen hemen aynı şekle sokmayı amaclayan bir sistem ve yapılan sınavlarda herkese aynı şekilde uygulanıyor buda onun göstergesi.biz bilim ile ilmi coktannn ayırdık ilimden kaçtık bilime yöneldik sistem olarak buda sorunları aşılmaz dağlara bıraktı.bes parmak bir değil deyip zorla beş parmağı aynı uzunluğa getirin diyen bir sistemle çok parmak kırdik onları aynı uzunluğa getirmek için.ama artık şu belli ki ilimsiz bilim olmaz her bireyin kendi kapasitesi ahlaki kişiliği farklı bilgileri öğretirken ilmi konulardada bireyleri yetiştirmek gerek bunun için toplumun faydasına ve uygunluğuna göre bir eğitim modeli ve sistemelri olusturmak gerek .yaptığınız tespitlere katılıyorum ve yerinde görüyorum çalışmalarımızda basarilar dilerim.
Abdulselam Aydın
04.04.2026 13:10:56
Çok teşekkür ederim değerli Müdürüm Gerçekten de yazıda vurgulamak istediğim nokta tam olarak bu: Zorunlu ve tek tip bir eğitim sistemi, her bireyin farklı kapasitesini ve kişiliğini göz ardı ederek birçok potansiyeli kırıyor. Bilim ve ilim arasındaki dengeyi kurmak, öğrencileri sadece bilgiyle değil, aynı zamanda ahlaki ve kişisel gelişimleriyle de desteklemek gerekiyor. Sizin de dediğiniz gibi, toplumun faydasına uygun ve bireyleri farklı yetenekleri doğrultusunda yönlendiren bir eğitim modeli, hem öğrenciler hem de ülke için sürdürülebilir başarı sağlar. Yorumunuz ve desteğiniz için çok teşekkür ederim, çalışmalarınızda başarılar dilerim
Hayrettin ÖZTÜRK
04.04.2026 10:42:17
Evet değerli hocam hevesi olmayan çocuk okuyamaz istediği yapabileceği bir çözüm daha verimli olur
Abdulselam Aydın
04.04.2026 13:12:57
Kesinlikle doğru Heves ve motivasyon olmadan yapılan eğitim, ne öğrenciyi ne de öğretmeni tatmin eder. Her çocuğun ilgisi ve yeteneği doğrultusunda yönlendirildiği bir sistem, hem öğrenmeyi verimli kılar hem de öğrencinin kendi potansiyelini keşfetmesini sağlar. Yorumunuz çok yerinde, destek için teşekkür ederim